Otto Warburg Kanser ve Alkali Diyet

Nobel ödüllü doktorun şu açıklamasıyla konuyu alıntılayalım.
“Genel olarak, kanser ne bulaşıcıdır ne de kalıtsaldır…
Kalıtsal olan, onu üreten beslenme, çevresel ve yaşam tarzı alışkanlıklarıdır.”

Dr. George W. Crile. 1931 yılında, bilim insanı Otto Heinrich Warburg (1883-1970) ,”Kanserin Birincil Nedeni ve Önlenmesi” başlıklı tezinde kanserin birincil nedenini keşfettiği için Nobel Ödülü’nü aldı . Bay Warburg’a göre, kanser fizyolojik olmayan bir beslenme ve yaşam tarzının sonucudur.” olarak tespitte bulunmuştur.
Çünkü?
Fizyolojik olmayan bir diyet (asitlendirici gıdalara ve hareketsiz bir yaşam tarzına dayalı bir diyet), vücudumuzda asidik bir ortam yaratır ve bu da hücrelerin oksijen kaybetmesine neden olur. Bay Warburg şöyle demiştir:
“Oksijen eksikliği ve asidoz(aşırı asitli ortam) aynı madalyonun iki yüzüdür: Biri varsa diğeri de vardır.”
– “Asidik maddeler oksijeni iter; aksine, alkali maddeler oksijeni çeker.”
– “Bir hücreyi 48 saat boyunca oksijensiz bırakmak, o hücrenin kanserli hale gelmesine neden olabilir.”
– “Tüm normal hücrelerin oksijene mutlaka ihtiyacı vardır, ancak kanser hücreleri oksijensiz yaşayabilir (bu istisnasız bir kuraldır).”
– “Kanserli dokular asidik dokulardır, sağlıklı dokular ise alkali dokulardır.”
Warburg, “Tümörlerin Metabolizması” adlı çalışmasında, tüm kanser türlerinin iki temel koşulla karakterize olduğunu göstermiştir: asidoz(aşırı asitli ortam) ve hipoksi (oksijen eksikliği). Ayrıca kanser hücrelerinin anaerobik (oksijen kullanmayan) olduğunu ve yüksek oksijen seviyelerinde hayatta kalamadığını keşfetmiştir.Altını tekrar çizmekte fayda var yüksek oksijen seviyelerine sahip ortamda kanserli hücre yok olmaya başlar. Bunun yerine, ortam oksijensiz olduğu sürece glikozla hayatta kalırlar.
Bu nedenle, kanser; vücuttaki belirli hücrelerin asidik ve oksijensiz bir ortamda hayatta kalmak için kullandığı bir savunma mekanizmasından başka bir şey olmazdı . Sağlıklı hücreler, normal şekilde işlev görmelerini sağlayan alkali ve oksijenli bir ortamda yaşarlar. Sindirim süreci tamamlandıktan sonra, besinler proteinlerin, karbonhidratların , yağların, minerallerin ve vitaminlerin kalitesine bağlı olarak vücutta asidik veya alkali bir durum yaratır .
Asitleştirme veya alkalileştirme etkisi, değerleri 0 ile 14 arasında değişen ve pH 7’nin nötr olduğu pH adı verilen bir ölçek kullanılarak ölçülür. Asidik ve alkali gıdaların sağlığı nasıl etkilediğini bilmek önemlidir, çünkü hücrelerin doğru ve düzgün çalışması için pH değerlerinin hafif alkali olması gerekir. Sağlıklı bir kişide kan pH’ı 7,40 ile 7,45 arasındadır. Unutmayın ki, kan pH’ı 7’nin altına düşerse, ölüme yakın koma benzeri bir duruma gireriz.
Burada sunulan bilgilere dayanarak, vücudu asitleştiren ve alkalileştiren iki besin listesi oluşturulabilir:
Vücudu Asitleştiren Besinler
– Rafine şeker ve şekerden elde edilen tüm ürünler (en kötüsü: protein, yağ, mineral veya vitamin içermez; sadece pankreası zorlayan rafine karbonhidratlar içerir. pH değeri 2,1’dir, yani oldukça asidiktir).
–Etler (tüm çeşitleri).
– İnek sütü ve tüm türevleri.
– Rafine tuz.
– Rafine un ve tüm türevleri (makarna, kurabiye vb.).
– Fırın ürünleri (çoğu doymuş yağ, margarin, tuz, şeker ve koruyucu içerir).
– Margarin.
– Gazlı içecekler.
–Kafein .
– Alkol.
– Tütün.
– İlaçlar.
– Pişmiş sebzeler de dahil olmak üzere pişmiş her türlü yiyecek (pişirme oksijeni uzaklaştırır ve aside dönüştürür).
– Koruyucu, renklendirici, aroma verici, stabilizatör vb. içeren her şey: tüm paketlenmiş gıdalar.
Kan, metabolik asidozu(yüksek asidli ortamı) önlemek için sürekli olarak kendini düzenler, böylece hücrelerin düzgün çalışmasını ve metabolizmanın optimize edilmesini sağlar. Vücut, metabolizma sonucu oluşan asitliği nötralize etmek için gerekli bazları (mineralleri) besinlerden almalıdır, ancak yukarıda bahsedilen besinler bu bazlardan çok azını sağlar ve bunun tersine, özellikle rafine besinler, vücudu minerallerden mahrum bırakır. Modern yaşam tarzlarında bu besinlerin yılın her günü tüketildiğini hatırlamak önemlidir.
Alkalileştirici Besinler (Sağlıklı ve yaşamı destekleyici)
– Tüm çiğ sebzeler (bazıları asidiktir ancak vücutta alkalileştirici bir reaksiyona neden olur, diğerleri hafif asidiktir ancak uygun denge için gerekli bazları içerir) çiğ, pişmiş sebzelerin aksine oksijen sağlar.
-Meyveler, sebzeler gibi faydalıdır, ancak örneğin limonun pH değeri yaklaşık 2,2’dir, buna rağmen vücutta oldukça alkali bir etkiye sahiptir (belki de en güçlüsü olabilir). Meyveler sağlıklı miktarda oksijen sağlar.
– Tohumlar: Tüm faydalarının yanı sıra, badem gibi yüksek oranda alkali özellik gösterirler.
– Tam tahıllar: Alkali özellik gösteren tek tam tahıl darıdır; diğerleri hafif asitleştiricidir ancak çok sağlıklıdır. Hepsi pişmiş olarak tüketilmelidir.
– Bal (çok yüksek oranda alkali özelliktedir).
– Bitkilerdeki (herhangi bir bitkideki) klorofil oldukça alkali özelliktedir (özellikle aloe vera).
-Su, oksijen tedariki için hayati önem taşır. Dr. Feydoon Batmanghelidj, “Kronik susuzluk, vücudun en büyük stres faktörü ve çoğu dejeneratif hastalığın kökenidir” diyor.
– Egzersiz tüm vücudunuzu oksijenlendirir, hareketsiz bir yaşam tarzı ise vücudunuzu yıpratır.
Dünyanın önde gelen cerrahlarından Clevelandlı Dr. George W. Crile açıkça şunu belirtmiştir: “Doğal ölüm olarak adlandırılan tüm ölümler, vücuttaki asit fazlalığının nihai sonucundan başka bir şey değildir.” Bunun aksine, vücudundaki asitliği, alkali metabolik reaksiyonlar üreten yiyecekler tüketerek, saf su alımını artırarak, asitliğe neden olan yiyeceklerden kaçınarak ve kendilerini toksik unsurlardan koruyarak ortadan kaldıran bir kişide kanserin yayılması tamamen imkansızdır. Genel olarak, kanser ne bulaşıcıdır ne de kalıtsaldır… kalıtsal olan, onu üreten beslenme, çevresel ve yaşam tarzı alışkanlıklarıdır.
Mencken şöyle yazmıştır: “Hayatın mücadelesi asidin birikmesine karşıdır. Yaşlanma, enerji eksikliği, kötü huyluluk ve baş ağrıları, kalp hastalığı, alerjiler, egzama, kurdeşen, astım, böbrek taşları ve damar sertliği, asit birikiminden başka bir şey değildir.”
Dr. Theodore A. Baroody, “Alkalize Ol ya da Öl” adlı kitabında şöyle diyor: “Hastalıkların kaç tane adı olduğu gerçekten önemli değil. Önemli olan, hepsinin aynı temel nedenden kaynaklanmasıdır: vücutta çok fazla asidik atığın bulunmasıdır.”

Dr. Robert O. Young şöyle demiştir: “Vücuttaki aşırı asitlenme, tüm dejeneratif hastalıkların nedenidir. Denge bozulduğunda ve vücut, atabileceğinden daha fazla asit ve toksik atık üretmeye ve depolamaya başladığında, çeşitli rahatsızlıklar ortaya çıkar.”
Peki ya kemoterapi?
Kemoterapi vücudu o kadar aşırı derecede asitleştirir ki, vücut asitliği nötralize etmek için hemen alkali rezervlerini kullanmak zorunda kalır ve kemiklerde, dişlerde, tırnaklarda, eklemlerde ve saçlarda depolanan mineral bazlarını (kalsiyum, magnezyum, potasyum) feda eder. Bu nedenle bu tedaviyi gören kişilerde bu kadar önemli bir bozulma gözlemlenir ve diğer birçok şeyin yanı sıra saçları hızla dökülür. Vücut için saç dökülmesi önemsizdir, ancak asidik bir pH ölüm anlamına gelir.
Bunun kamuoyuna duyurulmamasının nedeninin, kanser ve kemoterapi sektörünün günümüzün en karlı sektörlerinden biri olması olduğunu belirtebilir miyiz?
İlaç ve gıda sektörlerinin aynı korkunç varlık olduğunu belirtmek gerekli mi?
“Yiyecekler ilacınız, ilaçlar da yiyeceğiniz olsun.” Hipokrat.
Kıta büyüklüğündeki bir ülkede, büyük çokuluslu şirketler tarım sektörünün kontrolünü ele geçirmek istiyor. Büyük şirketlerin genetiği değiştirilmiş ürünleriyle başa çıkamayan 200.000’den fazla çiftçi yurtdışında intihar etti. Bu ürünler, nüfusun önemli bir bölümünün beslenme alışkanlıklarını değiştirdi.Dünyada yiyecek ve ilaç sektörünün birbiriyle kusursuz bağlantısı gelişmiştir.
“Kanserin 100 Yıllık Sırrı: Dr. Otto Warburg ve Alkali Beslenme Gerçeği
Bu video, yukarıdaki makalede anlatılan tüm bilimsel bulguları görsel ve sesli olarak aktarıyor. İzlemek isterseniz tıklayın.
Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.